Thursday, May 5, 2016

Sahildeki Ev Maison Francaise'de..

Evet Maison Francaise'nin mayıs sayısında Sahildeki Ev'den fotoğraflar ve Datça'ya taşınma hikayemiz var.. Yine kendi çektiğim fotoğraflarla, böylesine güzel bir derginin sayfalarında yer almak benim için çok büyük bir mutluluk ve tabii bunu sizlerle paylaşmasam olmazdı..

Sahildeki Ev'in de yer aldığı country / kır evi eki, bu tarzı sevenler için harika bir kaynak olmuş.. Bu tarzı sevenlerin çok olduğunu biliyorum onun için aman kaçırmayın derim..



Our small house once again found a place in the May issue of Maison Francaise- Turkey.. It's always such a big privilege to appear on the pages of this great magazine with my own photos..I am sooo happy..


Friday, April 29, 2016

Tilkişen - Yabani Asparagus

Datça'ya taşınmadan bilmezdim tilkişen falan.. O zamanlar sadece yaz aylarında gelirdim, o mevsimde de otların çoğunun mevsimi geçmiş olurdu.. Ama şimdi öyle mi? Mesela baharın kraliçesi tilkişen yani yabani asparagus en sevdiklerimden oldu..


Daha öncede yazmıştım sanırım.. Burada Datça'nın yerlilerine otları nasıl pişiriyorsunuz diye sorsanız alacağınız standart cevap, soğanla kavur üzerine yumurta kır olur.. Ben çoğunlukla haşlayıp, zeytinyağ ve limon ile soslayıp salata gibi yemeyi severim ama tilkişen'e yumurta kırmak çok yakışıyor..Ama ben biraz daha farklı olarak taze soğan ve taze sarımsakla kavurup yemeyi çok seviyorum, süper lezzetli bir şey oluyor..


Geçenlerde Monica yazdığı blog yazısında bir Girit inanışından bahsetmişti.. Onlar bahar gelip bu bitkiyi yediklerinde bir yıl daha yaşamayı garanti ettiklerine inanırlarmış..Bu bahar bende neredeyse her hafta bir kez yedim, inşallah bir daha ki baharı görmek nasip olur diyelim..


Wild asparagus which is picked locally by the villagers is a favorite of mine during spring time.. Here they usually fry them with chopped onions and crack an egg on them.. My favorite is frying them with green onions and fresh garlic..



Tuesday, April 19, 2016

Kurulama bezlerini sevdiğim doğrudur...

Havalar öyle iyi gidiyor ki bu sıralar artık neredeyse tüm yemeklerimizi balkonda yer olduk.. Balkonu bu yıl yeniden düzenledim.. Masa'yı masa yaptırmak için gittiğimiz bir marangozda buldum.. Çalışanların yemek masasıydı, siz kendinize yeni bir tane yaparsınız diye neredeyse altlarından çekip aldım adamların.. Aslında bu tarz ham ahşap masalar için çok şık sandalye alternatifleri var ama ben sandalye istemedim çünkü özelllikle yaz aylarında evin en serin ve gölge yeri burası oluyor ve dolayısıyla burada uzun saatler boyu oturabileceğimiz sandalye/koltuk karışımı bir şeye ihtiyacımız vardı.. Bu konuda şık ve dekoratif olmasındansa, rahatlık kesinlikle ön plandaydı.. Rahat oturulabilecek ve şık bir şeyler için neredeyse bakmadığım yer kalmadı.. Sonunda ikinci el hasır eşyalar satan bir atölyede bu bambuları buldum.. Tamir ettiler, beyaza boyadılar ve Datça'ya ulaştırdılar. Tanesi 60 TL ye bence çok iyi bir alışveriş oldu..


Aslında bugün yazmayı planladığım şey bu değildi ama bir başlayınca uzadı gitti. Yoksa konuya bu masanın dokusunu çok sevdiğimden, üzerinde masa örtüsü kullanmak istemiyorum diye başlayacaktım. Neyse geçen gün annem yemeğe gelecekti, baktım neredeyse bütün Amerikan servisler ya kirli ya da ütü sepetinde bekliyorlar. Ne yapsam diye düşünürken aklıma bu kurulama bezleri geldi.. Daha önce bir iki tane Datça pazarından almıştım, sonra da tüm renklerini Denizli Concept'de buldum.. Fotoğraflarımda dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama yemeklerde kumaş peçete kullanmayı da çok seviyorum. İşte baktım bu geniş kurulama bezleri her iki amaca da hizmet eder oldu.. Üst kısım servis, alt kısım ise peçete.. Çok hoşuma gidince bu fikri sizlerle de paylaşmak istedim.. Çok uygun fiyata yaz sofralarına hoşluk, şıklık katmak mümkün..





Thursday, April 14, 2016

Nostalji yapalım..


Eski Vita tenekelerine ekilen sardunyalar efsanevidir biliyorsunuz.. İşte o efsaneden yola çıkarak bende teneke kutulara succulantlar ektim..Çok hoş, cici bici oldular vallahi.. Dediklerine göre tenekede çiçeklerde çok güzel gelişirmiş, göreceğiz bakalım..

 Geçen kış Tunus'a gittiğimizde oranın bir tür acılı sosu harissa'yı çok sevmiştik.. Böyle küçük küçük teneke kutularda da satılıyordu.. Hele üzerlerinde deniz manzaralı olanlarını çok sevmiştim..Tabii valize bir kaç tane atıp buraya getirmiştim.. İçleri boşalınca da atmaya kıyamamıştım.. Zaten atmaya kıyamadığım öyle çok şey var ki anlatamam.. İşte şimdi onlarda bir işe yaradı ve bu mini mini succulantlara ev oldular..


When we traveled to Tunisia last winter, I brought back couple small cans of their famous harissa souce..The cans were so cute and I coundnt throw them.. But now they become the house of my new tiny succulents.. I wonder if they are going to like their new home..



Tuesday, April 12, 2016

Yeni turkuaz kızım...

Sanırım instagram ve facebook hesabımda paylaşmıştım ama burada yazmadım.. 1,5 ay kadar önce emektar bisikletim bir gece kapımızın önünden çalındı.. Bizim gibi yıllardır yaz kış kapı pencere açık yaşayanlar için ilk kez ciddi bir güvenlik sorunu olduğunu fark ettik.. Tabii hemen jandarmaya haber verdik, onlar da işi ciddiye aldılar, olay yeri inceleme birimi falan geldi ama ne yazık ki bulunamadı bisikletim..


Sıcak yaz aylarında çok sevmesem de ilkbahar ve sonbahar da bisiklet kullanmayı çok seviyorum, ve işte eskisi gidince geçenlerde yerine bu turkuaz kız geldi.. Hemen tabii arayıp tarayıp bir hasır sepet de buldum önüne.. Artık beklesin beni Datça yolları:))




Tabii benim meraklı farelerde her zaman yanımdalar.. Arkadaki kocaman kız da yeni geldi bizim buralara. Dünya tatlısı yumuşacık bir sokak köpeği.. Bizim Ares'in yeni kankası oldu.. Umarım kendi gibi şansı da güzel olur..



Let me introduce you my new turquoise girl.. About 1,5 months ago my old bicycle was stolen just in front of our house.. We always felt that we are living in a quite secure place so it was a rather hard blow.. So this girl is my new ride.. I love riding bicycle during spring and autumn months.. Summer months are rather too hot for cycling but now is the perfect time to conquer the roads with my new girl..







Thursday, March 24, 2016

Nisan geliyor..

Her yıl Nisan ayı yaklaşırken ayrı bir heyecanlanıyor, ayrı bir mutlu oluyorum.. Çünkü günden güne ısınan havalar bizi artık dışarılara çağırıyor ve yavaş yavaş küçük balkonumuzu düzenlemeye başlıyoruz...

Dün blog yazımda da yazdığım gibi Datça'da feci bir fırtına vardı, neredeyse kafamızı kapıdan dışarı çıkartamadım.. Ama klasik Datça havası bu sabahta şıkır şıkır harika bir havaya uyandık.. Baktım sevgili balkona çıkmış hava da mis bende oraya hazırladım kahvaltıyı..Sonra da neredeyse bu saatlere kadar orada oturduk.. Tabii bir iki kare fotoğraf çekmeden de olmazdı..  


Daha yapılacak tonla iş var balkonda.. Öncelikle kışın yaktığımız odunların kalkması lazım,sonra çiçeklerin yenilenmesi gerek ki en sevdiğim kısmı o bu balkonu açma olayının.. Bayılıyorum yeni yeni çiçekler ekmeye, geçen yıldan kalanların bakımlarını yapmaya.. Bu yıl daha önce de yazdığım gibi bu balkona eski bir ahşap masa aldık, sonra da yine ikinci el beyaz bambu sandalyeler..  Geçen yılki halinden bayağı farklı olacak bu yıl anlayacağınız.. Çiçekleri böcekleri iyice yerleşsin hemen size uzun uzun fotoğraflarım... 



As April is quickly approaching, outdoors are starting to call us. Yesterday there was a pretty heavy storm but today its all sun shine and calmness.. So we are slowly starting to open our balcony.. We still have tons of stuff to do there before it is ready but I love every step of it.. Especially planting new flowers part..




Wednesday, March 23, 2016

Poz poz Ares...

Bugün hava çok rüzgarlı Datça'da.. Kısacık bir süreliğine bile dışarı çıksanız anında serseme çeviriyor insanı.. Böyle havalarda bizim tüylü çocuklarda tam kadro evde oluyorlar.. Büyük ablalar Hera ve Hestia'dan yana bir sorun yok.. Çekiliyorlar kendi köşelerine neredeyse bütün gün uyukluyorlar.. Ama en küçüğümüz benim pamuk prensim Ares normalde sokakta attığı enerjisini evde atmaya kalkınca çok eğleniyoruz.. Önce tek tek hepimize sataşıyor, o işten sıkılınca da garip garip sesler çıkartıp defalarca üst kata ve alt kat arasında depar atıyor..Çok eğlendiriyor bizi anlayacağınız..


Sonra baktım yoruldu, normalde uyumayı sevdiği koltuğun üstüne çıktı.. İşte uykuya geçmeden önceki son 2-3 dakika Ares'in en güzel fotoğraflarını çektiğim zamanlar oluyor.. Hatta şöyle üstteki gibi bir Türk sineması jön erkek oyuncu pozu bile verdi:))

Ares bizim ikinci kedimiz.. İlk kedimiz Hestia'yı yaklaşık 4-5 aylıkken sokaktan almıştık.. Çok zor günler geçirmişti ve ilk bir kaç yıl hep yabani bir kedi olarak kaldı.. Ne oyun oynamayı biliyordu, ne de doğru dürüst kendini sevdirmeyi.. Aslında şimdi normal bir kedi nasıl olur o da Ares'e bakarak öğreniyor.. Neredeyse 5 yaşına geliyor ve geçen gün ilk defa bir oyuncak ile oynadığını gördüm.. 


Ares'i ise geçen yıl Haziran ayında yaklaşık bir aylıkken annesi getirip bizim kapıya bıraktı, sonrasında ne yaptıysak ta kabul etmedi geri almadı benim minik oğlumu..O zaman çok üzülmüştüm ama şimdi iyi olmuş diyorum..Bizim hayatımıza inanılmaz bir neşe ve enerji kattı..



Ben aslında hayatımın bundan önceki döneminde hep köpek sever bir insan oldum.. Ancak çalışma hayatının içinde apartman katında köpek bakmak çok zor olduğu için köpeğim Şiba öldükten sonra başka köpek almadım, dolayısıyla da uzunca bir süre hayatımda hiç evcil hayvan olmadı.. Ama Ares'le yaşamaya başladıktan sonra şimdi o yıllarım için üzülür oldum.. Bir köpeğin bakımı çalışan, tek başına yaşayan bir kadın için oldukça zorken, kedi için durum hiçte öyle değilmiş.. Keşke kedim, kedilerim olsaymış o yıllar.. Ama hiç bir şey için geç değil tabii..


Onunla beraber geçirdiğimiz en keyifli saatler ise geceleri uykuya almadan hemen önce.. Genellikle ben yattıktan hemen sonra hoplayıp yatağa benim yanıma gelir ve biraz kendini sevdirdikten sonra patisini elime verir ve biz el ele yada pati patiye uykuya dalarız.. Sonra gidip kendi yatağında uyuyor ama sokakta bir şeylere takılıp kalmadıysa her gece mutlaka böyle 15-20 dakikalık özel bir zamanımız var.. İyi ki hepsi hayatımız da varlar.. 

Seviyorum oğlumu ne yapayım :))