Showing posts with label Sofraya Konanlar. Show all posts
Showing posts with label Sofraya Konanlar. Show all posts

Monday, June 27, 2016

Sıcak yaz..

Bu yıl ne kadar hızlı ve erken bastırdı yaz sıcakları değil mi? Bir iki gün öce bir yıl önce instagrama koyduğum fotoğraflara bakıyordum.. Tam bu dönemler için yaz bir türlü gelmek bilmiyor, deniz de sanki Aralık ayında girdiğim denizlere benziyor diye yazmışım.. Hatta soğuktan 10 gün denize girmediğim zaman olmuş ki ben deniz keyiflerimi sağlığım yerinde oldukça hiç aksatmam..



Tabii Haziran'da aniden bastıran Ağustos sıcakları bizi topyekün pestil gibi yere serdi.. Evle falan hiç ilgilenemedim, hiç doğru dürüst fotoğrafta çekemedim.. Hatta bazı günler o kadar sıcakti ki, yemek yapmayı bırakın, sofra bile kuramadım.. Datça'ya inip ayak üstü bir şeyler atıştırdık hep..Ama bugün hava biraz serinleyip, rüzgarda püfür püfür esmeye başlayınca ilk iş önce evi toparladım.. Şİmdi de akşam için dışarıya güzel bir sofra kurdum.. Gece olup mumlarımızı, fenerlerimizi yaktığımızda çok hoş bir atmosfer oluyor bu balkonda.. Fazla rüzgar olmadığı bir gün söz sizler içinde fotoğraflarım..


Bu ne biçim sofra sadece meyve var demeyin.. Bu buram buram yaz sofrası.. Önden bir börek gelecek sonrada iş bitecek :))  Mutlu akşamlar bizden size...


Aslında bu akşam annem gelecek yemeğe ama  şeref konuğumuz Hestia şimdiden oturmuş bile.. Neyse onu ağırlamak çok kolay Hera ve Ares'in aksine o kendi mamasından başka hiç bir şey yemez..


Wednesday, May 18, 2016

Papatyalı sofra


Bu gün biraz rahatsızım.. Sabahtan beri bir elimde kitap, bir elimde ipad yatağın içinde dönüp duruyorum.. Ara ara Ares de ziyaretime gelip sevdiriyor kendini.. Snap ten de arada bir bu tembel hallerimizi yayınlıyorum.. Merak ederseniz snap chat adresim de : Sahildeki Ev



Durum böyle olunca bugün bütün yemekleri Sevgili hazırladı.. Akşam yemeği de ondan, biraz kendimi iyi hissedersem belki kalkar sofrayı da ben kurarım ama şimdilik yatıyorum.. Ama tabii yattığım yerden size sofra fotoğrafları gönderebilirim değil mi? Bu fotoğrafları bu ayki Maison Francaise dergisinin country eki için çekmiştim.. Nisan ayıydı, Datça'da her yer papatya doluydu.. Havaların ısınması ile papatyalar da yavaş yavaş bir sonraki mevsime kadar yaz uykusuna yattılar..

İşte o güzelim papatyalarla mutlu akşamlar bizden size..




Sunday, March 6, 2016

Dünden kalan...


Dünden kalan kahvaltı fotoğrafları ile yepyeni bir haftaya başlarken günaydın demek istedim sizlere.. Bu sabah kahvaltıda ne var derseniz biraz yulaf ezmesi biraz da meyve..

Keyifle, mutlulukla, huzurla geçsin yeni haftamız..





Wednesday, March 2, 2016

Balık balık...

Geçen haftayı neredeyse tamamen yatarak geçirdim.. Kansızlığım yine tepe noktayı vurunca bana yatmak, anneme ve sevgiliye de, besiye çekilen kazlar gibi beni beslemek düştü.. Elimde kitap, yanımdaki sehpanın üzeri yiyecek içecek dolu, televizyon karşısındaki koltukta pinekledim durdum tüm hafta boyu.. Kalkıp bir şeyler yapmak istesem de, hiç halim olmadığı için yapamadım.. Ama tabii kafamda hep planlar planlar.. Bu hafta şükür çok daha iyiyim.. Yavaş yavaş kanlanmaya başladıkça kalkıp dolaşmaya, kafamdakileri yapmaya başladım.. 


Hasta yattığım günler havalar çok güzeldi ve daha öncesinde piknik yapmayı planlamıştık ama tabii olmadı.. Onu telafi etmek için dün akşam sofrayı erkenden kurdum.. Yatarken kafamda hep mavili turkuazlı fotoğraflar çekmek hayali vardı.. Artık yaz aylarını ve renklerini iyice özledim sanırım.. İşte dün akşamda buram buram yaz kokan bir sofra kurdum.. Menüde de tahmin edebileceğiniz gibi balık salata vardı.  Seviyorum güzel özenli sofralar kurmayı..  Hep diyorum ya böyle güzel sofralar olunca alel acele yemek yiyip kalkmak yerine uzun uzun sohbetler ediyoruz, ileriye dönük bol bol hayaller kuruyoruz..

 Burada kullandığım tabaklar İstanbul'da yaşadığım yıllarda neredeyse her ay bir kere ziyaret ettiğim Euroflora'nın internet satış sitesi Herdekora'dan Buradan ulaşabilirsiniz.. Fotoğraflar tam hakkını veremedi ama özellikle turkuazın rengi bir harika... Bu arada istediğim boyutlarda başka turkuaz balık tabaklar bulamayınca, yine hasta yattığım günlerde bir takım projeler geliştirdim tabii.. Bir tür madem istediğini bulamadın, otur da kendin yap projesi.. Daha henüz boyama halindeler ama bende sonucu merakla bekliyorum ve söz hemen sizle paylaşacağım..




Tabii ben fotoğraf çekerken birileri birileri işe karışmasa olmaz.. Bu sefer benim pamuk oğlum Ares poz verdi sizler için..

Mutlu akşamlar bizden size...


Monday, January 25, 2016

Canlı masa yanı biblosu...

Dünkü Pazar kahvaltımızdan kareler.. Beni bir süredir takip ediyorsanız Sevgili sabahları kahvaltı etmediği için genellikle solo ve hızlı kahvaltılar yaptığımı bilirsiniz.. Ama bazen onun da canı istiyor ki, dün gitti üşenmeden alışveriş yaptı.. Soğuğa aldırmadan balkona güzel bir sofra kurduk, tabii elektrikli sobamız yanıyordu...

Bu işe en çok sevinen ise Hera oldu.. 


Hera her yemek soframızın değişmez nöbetçisi, küçük dilencisidir.. Şimdilerde küçük Ares'te onu taklit ettiği için bir değil iki dilencimiz oldu.. Hera yine iyi, sadece o güzel gözleri ile  bakar durur bir şeyler koparana kadar kendini acındırır ama küçük Ares ondan farklı olarak acıklı acıklı miyavlamaya başladı son günlerde... Dışarıdan bakan biri ikisini de açlıktan öldürüyoruz zanneder..


En komiği de sabah akşam ton balığı seanslarımız.. Hera'nın arka bacağında atroz denilen bir çeşit kireçlenme var.. Dolayısıyla kireçlenmeyi azaltmak için tahminen ömrünün sonuna kadar sabah akşam ilaç almak zorunda.. O ilacı da daha ilk günden kendi kendine almayı reddetti.. Çare olarak bende bir parça ton balığına bulayıp vermeyi buldum.. Tabii ton balığının ne olduğunu keşfeden Ares'de artık bu ilaç içme seanslarımızın en büyük katılımcısı oldu.. Hera çok ilgilenmese de sabah akşam itina ile mutfağa gelip, miyavlayarak ton balığı saatinin geldiğini hatırlatan hep o.. Bazen dışarıda oluyor.. Tamam diyorum bu sefer atlayacak ton balığını ama altıncı his dedikleri bu olsa gerek, daha ben hazırlamayı bitirmeden fırtına gibi giriyor içeri kapıdan..



Dün bir kaç kare fotoğraf çekince sizlerle paylaşmak istedim bizde genellikle ender kurulan  kahvaltı sofralarından birini... Keyifle, huzurla, sağlıkla geçsin bu haftamız.. 





Friday, January 1, 2016

Yılbaşı masası...


2016'nın bu ilk gününde hepinize kocaman kocaman sevgiler gönderiyorum...

Biliyorum 2015 de çok çalışkan bir blogger olmadım.. Deyim yerindeyse instagram çok rol çaldı blog'dan.. Ama bu yıl en azından eskiye göre daha çok post yazmaya niyetliyim.. 

Eee, niyet bu olunca çalışkan bir blogger ne yapar:)) Yılbaşı akşamı mutfakta yemekleri hazırlarken, bir taraftan da sofrasını kurar ve hava çok kararmadan iki arada bir derede sofrasının fotoğraflarını çeker ve yılın ilk günü bloğa koyar:))


Gördüğünüz gibi Aralık ayında Sahildeki Ev'de hüküm süren kırmızılara nispet, mavili grili bir yılbaşı masası hazırladım bu yıl.. Aslında yine kırmızılı bir şeyler yapmayı planlamıştım.. Ama biliyorsunuz 2015'in son gününe yurdumuzun pek çok yeri kar altında girdi.. Özellikle İstanbul'a kar yağdığı zamanlar Sevgili'nin yapmayı çok sevdiği bir şey vardır.. İnternetten İstanbul belediyesinin kameralarına bağlanır oradan yağan karı seyreder.. Bana da dakika dakika rapor verir.. Bak şimdi Kadıköy böyle, şimdi Bakırköy şöyle, Sancaktepe'de durum vahim gibi :)) Biz de kar özlemimizi böyle gideriyoruz işte ne yaparsınız..:))



Dün Datça'da çok soğuktu, hani buralarda kar yağmaz ama yağsa böyle bir havada yağardı her halde.. Sonuçta bu kar haberleri altında benim de aklıma Tante Roza'nın bu kar tanesi desenli tabakları aklıma geldi.. Durum böyle olunca kırmızılı masa planımdan vaz geçtim ve hemen evdeki masa örtülerinden peçetelerden bir şeyler uydurup, mavili bir masa kurdum.. 



Sonrasında Sevgili ile baş başa tüylü çocukların hepsi yanımızda keyifli bir akşam yemeği yedik.. Bol bol muhabbet ettik, hayal kurduk... Daha ne olsun değil mi?? 

Sağlıkla, keyifle, mutlulukla, huzurla geçirelim bu yılı.. Hele ülkemizin gündemi de bize biraz yardım ederse, her şey mis gibi olur...Süper olur...












Monday, October 19, 2015

Renk renk...

Geçenlerde çok radikal bir karar verdim ve 12 kişilik yemek takımımı (artık zamanında hangi akla uyup alındıysa ve hatta yurtdışından taşındıysa) seveceğini düşündüğüm birine verdim.. Uzun zamandır aklımdaydı ama ay ona çok para verildi, ay çok kıymetli bir takım diye diye kıyamıyor ve bana kalabalık etmesine izin veriyordum.. Verdim gitti ya şimdi nasıl mutluyum anlatamam.. Dolaplarımda kocaman bir boşluk açıldı.. Zaten Sevgili ile evlenirken kocaman yemek masasından da vaz geçmiştim. 2 kişilik bir ailenin arada bir misafir gelecek diye koca yemek masasını salonun baş köşesine koyması hiç mantıklı gelmemişti bana..



Şu sıralar artık sadece balkonumda 6 kişilik bir masam var o kadar.. Yemek misafirlerini de 6 kişinin üzerinde çağırmamaya dikkat ediyorum. Mecbur oldum 6 kişiyi geçti, o zamanda açık büfe servis yapıyorum yemekleri.. Ve işin en güzel tarafı artık her şey çok takım olsun diye uğraşmıyorum.. İşte size en sevdiğim sofra tarzlarımdan biri, emayelerim sağ olsun her biri ayrı telden çalıyor.. Renk renk ve çok neşeli değil mi?  




Bir ara emayeleri çok zor bulurduk ama artık her renk ve her şekilde yapan Türk firmaları mevcut.. Ben bu sofrayı Lunart Emaye'nin  renk renk ürünleri ile kurdum.. Hep yazıyorum ya emaye hem çok sağlıklı hemde kullanımı çok keyifli ve neşeli bir ürün.. Onun için derim ki boş verin öyle koca koca yemek takımlarını annenizden, büyüklerinizden eski emayeleri, züccaciyecilerden de yeni emayeleri toplayın söyle gökkuşağının renklerinde sofralar kurun..

Günaydınlar Sahildeki Ev ahalisinden..


As you may already know I love using enamelware in my daily life.. Recently I gave my big porcelain dining set away and I am very happy about it.. I dont know why I ever bought such a large set ( for 12 people) for a family of 2.. Recently I am very happy with my mismatched but very colorful plates and other enamelware.. 

All enamalware I used here are from Lunart..

Have a great day...






Thursday, October 15, 2015

Evde pide, pizza keyfi...


İstanbul'daki son yılımızda, bir hafta içi havayı güzel bulup, o zamanlar daha küçücük olan Hera'mızı da arabaya atıp Safranbolu'ya gitmiştik.. Sezon dışı olduğu için koca konak bize kalmıştı, ve konağın sahipleri İstanbul'dan Safranbolu'ya göç eden çift ile uzun uzun İstanbul'dan ayrılıp ayrılmamayı ve onların deneyimlerini konuşmuştuk..

Şimdi başlığa bakıp evde pide, pizza keyfi ile bu girişin ne alakası var diyebilirsiniz.. İşte o zaman konağın sahiplerinden Gül Hanım'a en çok neyi özlüyorsunuz diye sormuştum.. Hiç unutmam İkea'ya gitmeyi ve Kentucky Fried Chicken'ı demişti..


Bizde Datça'da artık beşinci yılımızı bitirip, altıncı yılımıza girmek üzereyiz ve bana da İstanbul hayatından özlediğin 10 şeyin listesini yap deseler, İkea'ya gitmek, hamburger ve pizza yani fast food kesinlikle bu onlunun içinde yer alır.. Çünkü Datça'da fast food pizza ve hamburgercilerin hiç biri yok.. İstanbul'dayken çok fazla üzerinde düşünmesek ve mümkün olduğunca yememeye çalışsakta buralara taşınınca çok özler olduk.. Ev yapımı hamburgeri bir şekilde peynirler ve soslarla damak tadımıza uygun hale getirdik, ama ne kadar denersek deneyelim pizza bir türlü olmuyordu..Tepside yapıyorduk, tepsiye yapışmasın diye altına yağ sürüyorduk, tadı hafiften benzese de, ıslak ıslak bir hamur çıkıyordu ortaya.. Hamur pişsin diye beklerken malzemelerin kimi yanıyordu falan.. 



Aslında ev yapımı pizza olayından bayağı umudumuzu kestiğimiz günlerde Amavivo firmasından bir mail aldım.. Pizza taşımızı deneyip bizle görüşleriniz paylaşırmısınız diyordu.. Hemen merakla denedik tabii.. Ve daha ilk ısırıkları alır almaz Sevgili'den de benden de çıkan tek söz ''Evet ya, işte bu oldu'' Hamur hakikaten pizza fırınından çıkmışcasına gevrek ve son derece lezzetli olmuştu.. İlk denememizde eski alışkanlığımızla lezzetli olsun diye çok fazla malzeme koyduk, biraz darmadağınık bir pizza oldu. Aslında hamur ve malzemeler tam kıvamında piştiği için çokta fazla malzeme koymaya gerek olmadığını anladık..

O ilk yaptığımız pizzadan beri de sırf ben doğru düzgün fotoğraf çekeyim ve sizlerle paylaşayım diye gündüz saatlerinde  3-4 kere daha pizza pişirdik.. Tadı ve kıvamı tek kelime ile harika olsa da, biz iki beceriksiz pizzaya doğru dürüst bir türlü yuvarlağa benzer bir şekil veremediğimiz için, fotoğraflar hiç içime sinmedi ve bende bir türlü yazamadım bu yazıyı..

   



Sonunda her zaman olduğu gibi annem imdada yetişti.. O çok güzel hamur açar, pizzayı da kesin yuvarlak hale getirir diye düşündüm.. Annemse ben pizza mizza anlamam ama güzel pişiriyor diyorsanız ben size bir pide yapayım onu pişirin dedi.. Sonuçta da tadı leziz hemde bir o kadar fotojenik pidelerimiz oldu..

Burada gördüğünüz fotoğraflar neredeyse pideler piştikten ve biz diğerlerini afiyetle yiyip bitirdikten iki saat kadar sonra çekildi.. Çünkü pizza taşında asıl olarak önce taşı çok yüksek ısıda fırında pişiriyorsunuz.. Gerekli sıcaklığa ulaştıktan sonra pizzayı ya da pideyi pişirmek max 10 dakika sürüyor.. Dolayısıyla bu fotoğraflar sizi yanıltmasın, pizza piştikten hemen sonra elinize alabileceğiniz bir şey değil, soğumasını beklemeniz lazım.. Pizzayı üzerine koymak ve almak için ayrıcana bir tahta küreği mevcut. 



Evde pizza, pide yapıyormusunuz, yaptığınızdan memnunmusunuz bilmiyorum ama eğer taş fırın lezzeti arıyorsanız kesinlikle tavsiye edebileceğim bir ürün olduğunu belirtmek isterim..

Keyifli akşamlar bizden size...


In todays post I tried a pizza stone from Amavivo.. We were not very succesful in making pizza at the regular oven but with this stone it definately gave the taste of pizza oven.. I am really happy with the outcome..  

Monday, September 28, 2015

Emaye aşkı son hız...

Valla, şu son haftalarda çok özledim blog yazmayı.. Önce feci giden sıcaklar nedeniyle doğru dürüst fotoğraf çekememiştim, sonra İstanbul'a gittik geldik, misafirlerdi şuydu buydu derken uzadı da uzadı yazmam.. Ama aklım hep burada ve çekeceğim yeni fotoğraflardaydı..

Bir 15 gün daha misafirlerim var aslında ama bugün artık onlara bekleyin beni biraz ben sofra kuracağım ondan sonra ne yaparsak yapalım dedim.. Emayelerimle şöyle hafiften sonbaharı yansıtan fotoğraflar çekmek istiyordum..


Artık mutfakta neredeyse her şeyim emayeye dönmeye başladı.. Yemek yediğimiz tabaklar, fırın tepsileri, kap kacak, aklınıza ne gelirse.. Sağlıklı olmasının yan sıra, emaye sunumların şıklığını da ayrıca seviyorum..Ve işin en güzel tarafı da bir zamanlar tüm bu tabak çanağı bavullara doldurup özene bezene yurt dışından taşırken artık neredeyse her türlüsünü, her rengini rahat rahat burada da bulabilmek..


Emaye konusunda yenilikleri takip ettiğim en iyi site ise Refika'dan.. Bu masada da tamamen onların ürünlerini kullandım..  Şimdi Refika Birgül'ü, harika tariflerini, televizyon programlarını, yemek kitaplarını bilmeyen yoktur her halde.. Ama bu markada onun benim için çok önemli olan bir ortağı daha var. Bahar Kitapçı.. Benim bildiğim Refika Birgül'ün neredeyse tüm yemek fotoğraflarını o çeker.. Fotoğraf çekmeye ilk başladığımda onun fotoğraflarını deli gibi inceler, onunkilere benzer fotoğraflar çekmeye çalışırdım.. Aslında hala bakarım, neyi nasıl koymuş, hangi ürünleri kullanmış, nasıl bir hikaye anlatmaya çalışmış..Kendisi bilmese de fotoğraflarının sıkı bir fanıyımdır anlayacağınız:))



I miss writing on my blog so much.. Before it was so hot to take any photos, then we went to İstanbul and then I had guests at home.. I still have some guest for the coming 2 weeks but this morning I told them that I am going to take some photos at home and they should wait me a bit..

So I tried to set a fall table with my enamelware.. Its still so hot here so summer continues so it was a bit difficult to set a fall atmosphere:)) 

All the emamelware I used here are from the company Refika'dan..