Showing posts with label Fotoğraf. Show all posts
Showing posts with label Fotoğraf. Show all posts

Friday, July 31, 2015

Ağustos ...

Valla ne yalan söyleyeyim, eskiden en sevdiğim ay iken, şimdilerde en sevmediğim ay olur kendileri.. Çünkü eskiden İstanbul'dayken, çalışırken Ağustos'un ilk iki haftası benim izin zamanlarımdı.. Pır pır uçarak neşe içinde Datça'ya gelirdim.. 

Şimdilerde ise çok sıcak havalardan dolayı genellikle sabah saatlerinde hızlı hızlı işlerimizi tamamlayıp, sonrasında da klimaları açıp kendimizi uzun saatler eve kilitlediğimiz bir dönem oluyor kendileri.. Dolayısıyla pek anlaşamıyoruz kendisiyle.. Kendimizi klimalı odalara hapsettiğimiz saatlerde hep kendisini Eylül'ün hayali ile aldatıyoruz.. Eylül ayının o güzelim havaları, mis gibi denizi, ve tabii gittikçe azalan kalabalıklar gözümüzde tütüyor..


Dolayısıyla bu ay hazırlamayı en sevdiğim yazılardan biri olan ''Ağustos ayında neler yapmalı'' yok.. iki gündür düşünüyorum düşünüyorum aklıma, klimayı açmalı kendimizi eve kapamalı, Eylül'e kadar öylece beklemeliden başka bir şey gelmiyor :))

Ama siz bana bakmayın bunlar artık Datçalı olmanın şımarıklıkları işte.. Siz güzel güzel tatillerinize çıkın, her anını doya doya yaşayın...

Çilek fotoğraflarının konu ile ne alakası var derseniz, sezonun son çilekleri olur kendileri.. Bir dahaki sezona kadar vedalaşıyoruz her biri ile..


August used to be my favorite month while I was living and working in İstanbul.. The main reason for that was the first two weeks of the month were my official summer vacation time and I usually spent it at Datca.. 

Since we started to live in here, it became my least favorite one as it is the hottest month here and its so much crowded.. Most of the time we are locking us inside and spend hours under AC and dreaming of cooler days and empty beaches of September..

Strawberries are the last of this season from the nearby garden.. They will be missed a lot until next year..



Bu arada ailemizi en miniği küçük oğlumuz Ares hızla büyüyor.. Her gün yaptığı oyunlarla, yaramazlıklarla bizi biraz daha kendine aşık ediyor.. Daha öncede yazmıştım. Hestia benim ilk kedim ve onu daha büyük bir kedi iken evlat edinmiştik. Sokaklardaki hayatı da biraz zor geçtiği için ne oyun oynamayı bilirdi, ne de kendini sevdirmeyi.. Ama Ares küçücük geldiği için, Hestia'nın tam tersi oldu ve bende yavru bir kedi büyütmenin tüm keyiflerini yaşıyorum.. Öyle tatlı, öyle oyuncu, öyle sevgi dolu ki, hani şöyle ölmeden önce yapacağım 100 şey türünden bir listeniz varsa, o maddelerden birine mutlaka bir yavru kedi büyütmeyi ekleyin..

Our little one Ares is growing so quickly.. He is just adorable also full of games and mischiefs.. We adopted our first cat Hestia while she is much older than Ares and she had a tough life as a stray so she didnt know how to play and for a long time she lived like a ghost in the house.. So I playful kitten like Ares is such a big and happy change for us.. We are enjoyind and loving every minute of being with him..


Thursday, May 21, 2015

Canlı canlı Sahildeki Ev..






Bu sıralar Sevgili kendini iyice Periscope da yayın yapmaya kaptırdı.. Köşe bucak dolaşıp Datça'yı tanıtmaya çalışıyor.. Bugünde farklı bir şey yaparak, blog için fotoğraf çekimi yaptığım sırada beni çekti.. İşte karşınızda canlı canlı Sahildeki Ev..
,Periscope: Behcet Erzincanoğlu


Here is a small video of a periscope feed that hubby made.. I was shooting some photos for my blog..






Sunday, February 15, 2015

Son sıralar....

Hep blog yazmayı, spor yapmaya benzetirim. Bir kez ara verdiniz mi, tekrar başlaması çok ama çok zor oluyor.. Hem verdiğim arayı kapamak, hemde işe bir yerlerden tekrar başlamak için,işte son sıralarda ben.... 



  • Tunus'a kısa bir tatile gittik.. Her yeni ülke beni bir şekilde heyecanlandırmıştır ama Tunus öyle olmadı.. Çok seyahat etmenin, kötü bir yan etkisi mi bilmiyorum ama bir iki şey hariç beni şaşırtan, mutlu eden an'lar olmadı.. Orada çektiğim fotoğraflardan bir yazı hazırlamayı düşünüyorum ama o taraflara gitmeye niyetiniz varsa kesin Fas derim.. Tunus'a belki bir kaç yıl daha zaman vermek lazım..
  • Tunus'tan döndüğümüz akşam  köpeğimiz Hera'nın  kaybolduğunu öğrendik.. İnsan bu tüylü çocuklara kalbinin ve evinin kapısını açınca, bir gün seni deliler gibi üzerek gideceklerini biliyor ama ben bu kadar kısa olabileceğine hiç hazırlamamışım kendimi.. Sevgili ile gece gündüz, yağmur çamur demeden 3 gün boyunca onu aradık.. Dirisini bulamayınca ölüsünü aradık, ilanlar astık ama galiba en çokta birbirimize fazla göstermemeye çalışarak gizli gizli ağladık.. Allaha şükür sapasağlam bulundu sonunda.. Yandaki bir sitenin üçünü katta inşaat halindeki bir dairesine girmiş. İçerde de bir şekilde bir oda kapısı üzerine kapanmış. Sokak kapısı açık olunca da bizde dahil hiç kimse oraya çıkıp onu aramamış.. Çok susuz kalmıştı, çok uykusuzdu ama şimdi harika, yine sokaklarda koşturup oynuyor...  




  • Seyahat yorgunluğu, üzerine Hera stresi, son yıllarda hiç hastalanmadığım kadar ağır hasta oldum.. Yüksek ateş, öksürük ve bilumum aksesuarları.. Hala bir türlü iyileşemiyorum..
  • Ve malum ülkenin gündemi.. Gencecik bir kız inanılmaz bir vahşete uğruyor ve ben kimi insanların bu konudaki yazdıklarını okuyunca insanlığımdan utanıyorum.. Herkes her şeyi ne kadar çok biliyor ve tek doğru onların doğrusu değil mi? Hayatımın hiç bir döneminde bu kadar çok ''iyi ki çocuğum olmamış'' dememiştim.. Benim açımdan ne yazık ki ülkemin geldiği durum budur..
  • Bahar ara ara kendini gösterse de bu yıl kış ve soğuk yordu beni.. Güneşe, dışarılarda geçirdiğim uzun uzun zamanlara hasret kaldım..Çok özledim baharları.. 
Ay ne karamsar bir yazı oldu bu böyle.. Artık bitirmeliyim.. Beni merak etmeyin bu sıralar biraz karalardayım ama beni bilirsiniz çiçeklerim, böceklerim derken hemen yine şıkır şıkır oluveririm.. Yine bir dolu güzel fotoğraflar ve projelerle çok yakında yine buralardayım..



Lately,

  • We returned from our trip from Tunisia.. I always love travelling but this time I couldnt find the pleasure that I always find.. Maybe its Tunisia, maybe it was me.. But if you are planning to travel to that region, definitely try Morocco first..
  • On our return we found out that our dog Hera went missing.. We looked for her for 3 days.. I painfully thought that 5 years were what we had.. But fortunately we found her stucked on an empty third floor apartment.. Thank God that she is unharmed and healthy..
  • High fever and terrble coughing are highlighting my recent days... Its been such a long time that I felt this much ill..
But anyhow, I will be back with new projects and happy photos very soon..

Friday, January 9, 2015

Happy Weekend..


Yazının başlığı mutlu haftasonları / happy weekend oldu ama siz onu aslında pek dikkate almayın derim ben.. İlk başta ''biri beni durdursun artık'' diye yazacaktım ama sonra biraz daha zarif olayım, herkese keyifli haftasonları dileyim diye düşündüm :))

Yoksa buzzz gibi soğuklarla geçen bu haftadan sonra durum vahim bizde.. Hiç tartışmasız dışarı çıkamamaktan, günlük yürüyüşlerimi yapamamaktan ve can sıkıntısından dolayı yaptığım pasta, börek - yemek, çörek - bilumum abur cubur  sonrası nette 2 kg fazlası ile gireceğim bu yeni haftaya..

Son eserlerimden biri de tarifini daha önce burada verdiğim çukulata parçalı kurabiye.. Bir kısmı ufak bir teşekkür hediyesi oldu, diğeri sizlere malum:))

Keyifli bir haftasonu diliyorum herkese.. 



Wish you all a great weekend with my chocolate chip receipe..


Monday, November 17, 2014

Sonbahar güzelleri.. / Autumn Colors..



Buraya da bir kaç kez yazdığımı hatırlıyorum.. ''İnsanlar plan yapar, Tanrı 'da onlara gülermiş'' çok sevdiğim bir laftır.. Hep tonlarca plan yapıp, gelen bir haberle hepsi alt üst olunca bunu hatırlar ve gülerim.. Geçtiğimiz Cuma günü de öyle oldu.. Sabah kalkınca kahvaltı ederken haftasonu için bir dolu plan yaptım, derken bir telefon geldi ve her şeyi unutup deli gibi uçak bileti aramaya başladım..

Uzun süredir, kanserden beter bir hastalıkla, aslanlar gibi mücadele eden sevgili eniştemin ölüm haberi geldi.. Cuma gece uçağı ile annem ve teyzemle İstanbul'a uçtuk.. 



Cumartesi günü neredeyse tamamen trafikte geçti desem yeridir.. Sabah Çekmeköy'den çıkıp, Ataköy camiine öğle namazına yetiştik.. Ardından Zincirlikuyu mezarlığına gidip, enişteme veda ettik, yeniden Ataköy'e gidip çok kısa bir taziye ziyaretinde bulunduk ve akşam saatlerinde tekrar Çekmeköy'e ulaştık.. Datça'da önümde üç tane araba olunca, hay Allah bugünde yolda trafik var diyen ben, artık İstanbul'daki trafik eziyetine diyecek yorum bulamadım.. Arabada İstanbul trafiği ile ilgili eski anılarımı anlatıp güldürdüm bizimkileri..

Fatih Sultan Mehmet köprüsünün çevre yolları ilk açıldığında, ben Üsküdar'da oturuyordum ve Bakırköy'e çalışmaya gidiyordum.. Eski püskü bir minibüs servis niyetine biz 3-5 bayanı getirir götürürdü.. Boğaz köprüsü yollarında fazla hızlı gidemiyorum, sizi işe yetiştiremem diyen servis şöförümüz, bir süre sonra yeni 2. köprü yollarını kullanmaya başladı.. Tüm yol boyunca bizden başka 3-5 araba görüyoruz  o kadar.. Bir kaç gün sonra, sabahları değil de, gece dönerken yolun  ıssız halinden korkup, dilekçe vermiştik, biz Boğaz köprüsü yolundan gitmek istiyoruz, korkuyoruz diye.. O günleri şimdi bir peri masalı gibi anlatmak, ne komik değil mi? 


Kış aylarında uçak seferleri iyice azaldığı için, Pazar sabah 6 uçağı ile de yeniden Dalaman'a uçtum.. Yağmurun çiselediği, kapkaranlık ve soğuk bir İstanbul sabahında bindim uçağa, pırıl pırıl, şıkır şıkır bir Dalaman sabahında indim.. Arabanın tüm camlarını sonuna kadar açıp, Gökova'ya giden yolda, mis gibi narenciye bahçelerinden gelen kokuları içime çektim, sabah kahvaltısı niyetine yol kenarında ki tezgahlardan koca bir bardak nar suyu içtim.. İyi ki geldik buralara dedim, Hastanede geçirdiği son 11 ay boyunca en büyük dileklerinden biri, biraz toparlanıp hiç olmazsa bir haftalığına Datça'ya gitmek isteyen eniştemi andım hep.. Etrafımda gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım huzur verdi bana ve yeniden evime ulaştım..


Evin uzun süren tadilatı nedeniyle olsa gerek, bu sonbahar fazla fotoğraf çekemedim.. Artık yılbaşı için evler yavaş yavaş süslenmeye başladı ama ben hala sonbahar dekorlarına, sonbahar fotoğraflarına doyamadım.. Bunlar son bir kaç günde, sabah yürüyüşlerinde eve bulup getirdiğim sonbahar güzelleri.. 



This past weekend I made a quick trip to İstanbul for the funeral of my uncle.. To tell you the truth, lately I am only going to İstanbul either for funerals or weddings. As always İstanbul's traffic was awful. We spent almost the entire day in the traffic to go the the mosque and then to the cemetary which are located in different parts of the city.. Maybe for the millionth time, I felt so lucky that we made the decision to move to Mediterranean coast where life is so much simple.

Due to the renovation of the house, I couldnt take any autumn photos this year.. I love this time of the year, I love the autumn colors and playing with them..I took these photos with the bits and pieces I gathered in my morning walks..



Sunday, August 24, 2014

İncir fotoğraflarının ardındaki gerçekler (!)

İstanbul'dan yazdığım bu yazının başlığı gördüğünüz gibi ''İncir fotoğraflarının ardındaki gerçekler''

Title of my today's post is ''The truth behind fig photos''


İncir mevsiminde çekilen muhteşem incir fotoğraflarını görünce, bende uzun zamandır incir fotoğrafı çekmek istiyordum. Hani şu peynirle, prosciutto jambonuyla servis edilen, bal dökülen fotoğraflardan bahsediyorum.. Anlamışsınızdır siz onları.. Datça'da tadı muhteşem olsa da görsel açıdan doğru dürüst incir bulamamıştım.. Zaten biz orada sabah alışveriş yaparken, gece toplanmış inciri istemeyiz.. İncir dediğin hemen toplanmalı, üzerinden daha balı damlarken mideye indirilmeli..Tahmin edeceğiniz gibi bu aşamada da neyin fotoğrafını çekeceksiniz. İncir dediğin bir varmış, bir yokmuş misali..

Dün önünden geçerken baktım bizim manav artist gibi incirleri sıralamış. Şöyle bir yokladım, olgun da gibiler... Hemen aldım tabii.. Ben hala Datça midesi ile yaşadığımdan hemen hepsini mideye indireceğimi düşünüyorum.. Meğerse ben İstanbul'lu olmayı unutmuşum..



Öncelikle incirler olmadan toplanmış, soğuk hava depolarında falan olgunlaştırılmış, dolayısıyla da hiç bozulmadan süper star edasıyla buralarda manav tezgahlarına kurulmuş.. Görüntü harika ama lezzet desen aslının %10'u.. İncir fotoğraflarına bakınca daha önceden hiç anlam veremezdim, insanlar neden bu kadar lezzetli bir meyveyi peynirle, jambonla falan yiyorlar diye.. 4 yıl Datça'da incir yedikten sonra, İstanbul'da ilk ısırığı alır almaz nedenini anladım tabii.. Balla'da yenir, peynirle de yenir bu incir çünkü maalesef aslının sönük bir kopyası..


Gördüğünüz gibi İstanbul inciriyle, kalabalığıyla,kabalığıyla, gürültüsüyle bana fenalıklar getirmiş durumda.. Neyse ki Datça'ya , çiçeklerime, böceklerime, masmavi denizime, gökyüzüme ve şekli yamuk yumuk olsa da, daha ilk ısırıkta insana gastronomik orgazm yaşatan dalından yeni koparılmış incirlerime kavuşmama çok az kaldı. Bir aksilik olmazsa Salı günü erkenden, İstanbul'u sevenlerine ya da mecbur olanlarına bırakıp biz Datça'mıza dönüyoruz..

Beni daha keyifli bulacağınız bir sonraki yazımda görüşmek üzere..


I love looking at lovely photos of the figs during the season.. You probably know the ones that I mean. The ones served with cheese and prosciutto on a nice plate.. I always wanted to take photos like that but never have the chance as the figs we ate in Datça are not really photogenic, and we are usually eating them within a couple hours after they were picked from the tree..

Yesterday while I was shopping at the grocery in İstanbul, I found these great looking figs and of course immediately bought some.. To tell you the truth, before I have never understood while people prefer to eat such a delicious fruit with cheese and prosciutto and add honey.. But my first bite told me why.. They are probably giving you only 10% of the original taste.. As these very delicate fruits picked very early and matured in cold warehouses on the way to mass markets, they are losing most of their juice and taste..


I wish you all a great week and hopefully my next post will come from Datca on a much happier tone...




Wednesday, July 30, 2014

Hamama giren terler..

Datça çok sıcak, Datça çok kalabalık, Datça çok gürültülü... İngiltere'den döndüğümüz iki gün oldu, neredeyse kafamızı dışarı çıkarmadan evde oturuyoruz.. Yalnız Hera ile her sabah sahilde yaptığımız yürüyüşleri aksatmamaya çalışıyorum.. Onların bile tadı kaçtı aslında.. Yolumuzun üzerinde geniş, ağaçlıklı bir alan vardır. Dün sabah baktım oraya da 3-5 aile çadırlar kurmuş, sıcaktanda battaniyeler üzerinde yerlerde yatıyorlar. Bizde onlara basmamaya çalışarak hoplaya zıplaya yanlarından geçiyoruz. Durum bu kadar vahim işte anlayacağınız.. 


Çalışan insanlar için bu bayram tatilleri, biraz hava değişikliği, biraz dinlenme için çok iyi geliyor biliyorum, bir zamanlar bende onları iple çekerdim.. Ama şu bir gerçek ki özellikle sahillere gelenler kesinlikle yılın en kötü zamanına geliyorlar buralara.. 


Bu arada bizde İngiltere'den getirdiğimiz valizleri önce boşalttık, şimdi de hiç ara vermeden yeniden doldurmaya başladık. Yarın ya da öbür gün İstanbul'a hareket edeceğiz. Aslında önceden planladığımız bir seyahatti. Bayramda İstanbul'da olalım istiyorduk ama olmadı. Şimdi de kayınpederim kanser.. Onun için apar topar gidiyoruz.. 



Bu fotoğrafları valiz hazırlarken, eski bir hamam tası bulunca çektim.. Yanında da tabii mis gibi sabunlar.. Sizi bilmem ama ben bir süre önce tüm vucut ve saç şampuanlarına veda ettim.. Artık sadece organik sabun kullanıyorum ve çok mutluyum. Tavsiye ederim..

Ben fırsat buldukça yine fotoğraf çekmeye, yine bir şeyler yayınlamaya çalışacağım.. Aslında bir dolu fikirle döndüm İngiltere'den ama onları uygulamaya başlamak için tekrar Datça'ya dönmeyi beklemek zorundayım..

Bugün bayramın son günü olsa da hepinizi sevgi ile kucaklıyor ve mutlu bayramlar diliyorum..


We are back from England.. But getting ready to depart for İstanbul in 2 days time.. In the meantime because of the on going religious holiday, all the sea sides including Datca are so croweded. It's so hot, so noisy, so crowded.. Definitely the worst time of the year to be here..

I took these photos when I was preparing my luggages.. For the last two years I am not using any kind of body and hair shampoo. I am using only organic soaps and I have to tell you that I am so happy with them. You should have to give them a try..






Monday, July 21, 2014

Dondurma tadında..

Dondurma tadında, dondurma serinliğinde, bir külah dondurma mutluluğunda bir hafta diliyorum hepinize..

PS: Bu arada bu sıcak havalarda dondurma fotoğrafı çekmek ne zormuş bilemezsiniz.. Tam iyice sert dondurdum masaya aldım, postacı geldi.. İmza mimza derken baktım ilk toplar heba olmuş.. İkinciler donduruldu yine masaya alındı, bu sefer telefon çaldı.. Durun ben sizi sonra ararım diyene kadar da ancak bir kaç tane çekebildim.. Demek ki dondurma fotoğraflarını kıştan çekip hazırlamak lazımmış..



Bir süre yazılarım düzensiz olabilir çünkü biz yine yollara düşüyoruz.. Gittiğim yerlerden bir şeyler fotoğraflamaya, yazmaya çalışacağım ama iyisi mi siz ara ara bana instagram ya da facebook tan bakın derim.. 

Herkese sevgilerimi gönderiyorum..


Wishing everybody a great week.. I might not be around for a while as we are hitting the roads tomorrow. I will try to post here but in the meantime check me from time to time from instagram or facebook.

LOVE...




Thursday, July 10, 2014

Mis Gibi...

Mutfağımın bir köşesinde her zaman taze nane olmasını çok seviyorum..Komşum Fahrettin Bey sağ olsun, bahçesinde nane ektiği bir bölüm var, istediğim kadar kopartabiliyorum oradan.. Kokusu mis, tadı nefis.. Çaya, salataya, limonataya her derde deva..

Mis gibi nane kokulu bir günaydın yolluyorum bu sabah size buralardan.. 



I love having a bunch of fresh mint in my kitchen. It smells good, it tastes great.. Thanks to my neighbour who is growing mints in his garden, I have always easy access.. Love using them in teas, salads and lemonades..

Enjoy your day...







Wednesday, June 25, 2014

Kitap keyfi..

Bir kaç gündür esen rüzgarlar nedeniyle, deniz suyu bayağı bayağı soğudu.. Şu sıralar deniz beni çağırmıyor anlayacağınız..Ancak püfür püfür esen rüzgarın altında, balkona yayılıp kitap okumanın keyfi hiç bir şeyde  yok.. Hele hele çok sevdiğiniz arkadaşınızın yazdığı ikinci kitap postadan taze taze çıktıysa.. Kelimeler yutulmaz da ne yapılır..

Sevgili arkadaşım Nilgün ile, hemen hemen aynı zamanlarda iş hayatına veda ettik... Yeni yeni bir şeylerin arayışındayken, çok başarılı bir iş hayatının ardından Nilgün,  İspanyolca öğrenmeye heves etti. Dört yıl boyunca yağmur, çamur, güneş, kar, trafik demeden İstanbul'da iki yaka arasında taşındı durdu. Bu sıralarda çıktığı Güney Amerika seyahatleri onu Maya şamanları ile karşılaştırdı, şaman eğitimi adı, şaman oldu. İlk kitabında Maya elyazmalarından kimini Türkçe'ye çevirdi.. Şimdi fırından taze taze çıkan kitabı ile de, yine bu dünyaya harika bir yolculuğa çıktı.. İnsanın böylesine güzel, böylesine ilham veren arkadaşları olması ne kadar büyük bir zenginlik değil mi?

Anlayacağınız şu sıralar ben de bir kitabın sayfaları arasında başka bir dünyaya doğru yolculuğa çıktım.. Sizlere de keyifli günler ve her ne okuyorsanız, keyifli yolculuklar diliyorum.


Sea temprature dropped quite a bit because of the cold winds.. So I stopped going to the beach, but instead enjoying the cool wind at the balcony with books and books..

One of the books came thru mail recently. It is the second book of a dear friend of mine.. A lady of determination and inspiration.. We said good bye to our business lifes more or less the same time and in search of doing something new, Nilgün started to learn Spanish.. After 4 years of intense courses, she mastered the language. On her travels to South America, her path crossed with the Maya shamans.. After working with them, she has initiated as shaman and in her first book translated some of the ancient Mayan codexes to Turkish.. Now in her recent book, this time she is taking the reader to a travel in the world of shamans..


Bu arada gördüğünüz gibi yeni bir ahşap panjur daha buldum.. Yakında sürpriz bir proje ile karşınızda olacağız..




Bu son fotoğrafta Nilgün ile ilk yollarımızın kesiştiği Küba'dan..  Bu arada o sıralar ne kadar zayıf olduğuma kendim de şaştım kaldım.. Şimdiki gürbüz halimle kıyaslanınca, açlıktan ölecekmişim gibi gözüküyorum :)) Gençlik işte..

And here is a photo of me and Nilgün at Cuba where we met years ago... 


Sunday, May 25, 2014

Hediye Fotoğraflar

Bazı insanlar ne kadar güzel hediye verir değil mi? Aramızda çok yaş farkı olmasına, yılda bir kaç ay anca görüşebilmemize rağmen komşum Brigitte 'de onlardan biridir.. Bana her verdiği hediyede beni ne kadar iyi tanıdığına şaşar kalırım.. Kimi zaman bizim Hera'nın çerçevelenmiş bir fotoğrafı, kimi zaman özel karışım bir çay, bazen ufacık bir dantel parçası ile beni mest eder. Üstelik öyle belli bir günü ve zamanı da yoktur hediyelerinin. Hiç biride maddi değeri ile ezmez insanı.. Sadece çok çok mutlu eder..

Bir kaç yıldır bende hediye verirken Brigitte gibi davranmaya gayret ediyorum. Mümkünse özellikle tüketilebilir şeyler, el işi ya da kendi yaptığım ufak objeler ve bol bol çiçek vermeyi en çok sevdiğim hediyeler.. Hepsine de kendimden ufak ufak dokunuşlar koymaya çalışıyorum.. Kuruttuğum çiçekleri şık kurdeleler ile bağlıyor, canlı çiçekleri kendi boyadığım kavanozlarda sunuyorum.. 

   


Bu fotoğraflarıda Brigitte için çektim. Her yaz sonu Almanya'ya dönerken çok sevdiği bir kaç çiçeğini bakmam için bana bırakır. Bu mum çiçeği de onlardan biri. Çok zor çiçek açar dediler ama baktım geçen gün ilk çiçeğini açtı.. O gelene kadar belki solar diye bol bol fotoğrafını çektim.. Şimdide bu fotoğrafları kullanarak ufak bir çerçevenin kenarına dekopaj yapmak ve içinde çiçeğinin fotoğrafı ile ona hediye etmek istiyorum..

Hadi bakalım biraz siz anlatın, neler hediye etmeyi, ya da almayı seviyorsunuz. Bazen bana o kadar güzel fikirler veriyorsunuz ki, bayılıyorum...


Some people really know how to give great gifts.. My neighbour Brigitte is one of them. Although we have big age difference and see each other only couple months in a year, she always amazes me with the gifts she gives. Sometimes its a framed photo of my dog, sometimes a special blend of tea, or a piece of  lace.. Everytime I feel how deep she knows me..

She is a great inspiration for me on how to make gifts.. Most of the time I am trying to give consumable products..cookies, jams or a bottle of home made liqour.. Hand made items or small objects I create, dry flowers or  flowers are my all time favorites and I am always trying to add a personal touch on them..


I took these photos for Brigitte. Ever year at the end of the summer when she was leaving for Germany, she leaves some of her favorite plants to my care for winter months..This is one of her favorite and they say that its very rare that it gives flowers.. When I found out her very first flower the other day, I took plenty of photos.. Now I am planning to decoupage some parts of these photos on a small frame to give as a gift to Brigitte..

Tell me your favorite type of gifts.. I love receiving ideas from you..





Friday, May 23, 2014

Işık

Işığı seviyorum... Herşeyi aydınlatışını, hayat verişini, camdan süzülüp geçmesini.. Bu sabah kahvaltı hazırlarken düştü bu kareler önce aklıma, sonra da kamerama..

Bol ışıklı bir haftasonu diliyorum...


I love light.. I love how it brightens everything and how it gives life to everything. I love how it goes thru glass.. While I was preparing breakfast, I catch thiese photos with lots of light..

Wish your weekend is filled with light..