Friday, October 11, 2013

Depresyonda bir Beagle...

Her sabah kalktığımızda 'Bak Hera'cım Datça'ya gitmemize şu kadar gün kaldı..'' diye tek tek kalan günleri sayıyorum ama nafile..

Yılın 355 gününü, serseri mayın gibi sokaklarda geçirirsen, evini oda kahvaltı sistemi kullanırsan ve artık tasma ile dolaşmak çok uzak bir geçmiş olarak kaldıysa, işte İstanbul'da 10 günde deprasyona böyle girer bir güzel köpekçik...


Every morning when we wake up, I count the days till our departure to Datca to our Hera, but she still looks so sad..

But if you get used to a leash free life and spend your entire day outside as you wish, you will get depressed as you see above when you come to İstanbul for only 10 days..

Thursday, October 10, 2013

Daha çok çiçek, böcek..

Hayatımda daha çok çiçek, böcek istediğime karar vermemin ve harekete geçmemin üzerinden her halde 3-5 yıl geçti..Çiçek böcek derken, daha basit, daha anlamlı, daha doğa ile başbaşa, daha az tüketime yönelik, yeni şeyler öğrenmeye daha açık, daha huzurlu, daha keyifli bir hayatı kastediyorum..

İstanbul'daki evde 3 gün geçirdikten sonra, bu işin daha az tüketime yönelik kısmını ne kadar gerçekleştirebildiğimi merak etmeye başladım, ve hayatımızda biriktirdiğimiz şeyler, biriktirmeye devam ettiğimiz şeyler beni şaşırtmaya devam etti.. 5 yıl önce Sevgili ile evlenmeye karar verdiğimizde doğal olarak evlerimizi birleştirdik..O zamana kadar oldukça büyük bir evde tek başıma yaşıyordum..Diyebilirimki o zaman bir kamyon dolusu eşya, yeni eve geldiyse, tahminen daha büyük bir kamyon dolusu eşya da ya geride bırakıldı, ya verildi, ya atıldı..Ve çoğunuzun bildiği gibi 2 yıl önce de Datça'ya taşındık ve yine bu evden koca bir kamyon dolusu eşya Datça'ya gitti..Özel bir takım nedenlerden dolayı İstanbul'daki evi kiraya vermek istemediğimiz için için de apart otel kıvamı güya 3-5 eşya bırakmıştık..Gelip gittikçe de geride kalan eşyaları eler burayı zamanı gelince kiraya verilecek hale getiririm diye de hayal kurmuştum o zaman..

Hayal kurmuştum diye yazdım, çünkü bu hakikaten bir hayalmiş..Tahminen artık bomboş olması gereken bir evde hala o kadar çok ŞEY var ki anlatamam..Her geldiğimizde arabanın arkasını tıka basa doldurup bir takım şeyleri yine Datça'ya götürüyoruz..Yine her geldiğimizde torba torba eşya ya veriyorum ya da atıyorum ama Yunan mitolojisinin kahramanlarından Sisypos misali sanki dönüp dönüp başa geliyorum..Moralimi bozuyor açıkcası bu durum..Aslında bir süredir umutsuzca Datça'daki evden de eşya azaltmaya çalışıyorum, bir kaç yıl sonrasında belli bir süre yurt dışında yaşamayı hayal ediyoruz ve bunu yapabilmek içinde buradaki bir dolu şeyi minimum düzeye indirmemiz lazım..

Tabiki insan zaman içinde eskilerden sıkılıyor, yeni bir şeyler istiyor ama bunun da bir dengesi olması lazım galiba.. Datça'ya taşındığımızdan beri aslında etrafta insanı baştan çıkaracak dükkanlar, alışveriş merkezleri olmayınca, her konudaki gereksiz tüketimi oldukça azalttık, özellikle kıyafet, ayakkabı falan sadece gerçek ihtiyaç olunca alıyoruz ama yine de geçmişten gelen yığınları azaltmak oldukça zor oluyor..Bayağı bir gevezelik yaptım bu gün ama aslında siz bu konularda neler yapıyorsunuz merak ettim, fazlalıklardan kurtulmak için sihirli bir yönteminiz var mı??


In this post I mainly wrote about the stuff we have accumulated thru the years and how much burden they all bring to our life..Thru the years I shed so much clutter in order to live a much more simple life, and our move to beach from İstanbul is a big part of the plan to live a much simpler life..

Due to various reasons we have kept our flat in İstanbul although most of our furniture and stuff moved to Datca 2 years ago..Whenever I come to İstanbul, I am still amazed how much we left behind here..I still try to declutter heavily but sometimes it seems an hopeless procedure..



Monday, October 7, 2013

Bir zamanlar İstanbul'da bir ev...


Nihayet İstanbul'dayız..Dün bütün gün yollardaydık, bugünde gelip eve yerleştik..Yerleştik derken yerleşecek çok fazla bir şeyde yok aslında..İstanbul'daki evimizin şu andaki haliyle apart otelden pek bir farkı yok..Eşyaların çoğu zaten Datça'ya gitti..Hala daha gidecek bir kaç koli ve bol bol kitap var...Geçen yıl bir 10 gün kadar kaldık, bu yılda çok ekstra bir olay olmazsa bir dahaki sonbahara kadar gelmeyiz diye düşünüyorum..

Aslında şimdiki bomboş, terk edilmiş hali beni bir hayli üzüyor..Evleneceğimiz zaman bu evi öylesine keyifle hazırlamıştık ki, sonrasında da çok keyifli bir 3 yıl geçirdik burada..Nedense çok fazla resminide çekmemişim o zamanlar..Ama işte benim için buram buram nostalji kokan fotoğraflarla bir zamanlar İstanbul'daki evimiz..



We are finally in İstanbul.Yesterday we were on the road whole day and today we managed to settle here..Actually there is not much to settle here as our house in İstanbul is not much different from an apart hotel for the last 2 years..Most of our furnitures are in Datca now, but there are still couple boxes and a lot books waiting their transportation..Since we moved to Datca, we are staying here max 10 days every year..I dont think this year will be much different..

Actually its really so sad to see here empty and neglected..When we decide to get married, I remember preparing this house with such joy and we have spent 3 happy years here..I dont know why but I did not take much photos at that time but still I managed to find some photos which are very nostalgic to us..So once upon a time this was our house in İstanbul..











Saturday, October 5, 2013

İstanbul Yolunda..

Siz bu satırları okurken, biz tahminen cümbür cemaat İstanbul yolunda olacağız..Bayramın ilk gününde Sevgili'nin ailesi ile birlikte olduktan sonra, ikinci gün sabah erkenden yola düşüp tekrar Datça'ya dönmeyi planlıyoruz..Son iki gündür valizlerle uğraşıyorum..Burası da soğuk olmasına rağmen İstanbul'a iyice kış geldi diyor kardeşim..Mecburen kışlıkları indirdim, giyecek bir şeyler aradım durdum kendime..

Datça'ya taşındığımızdan beri, İstanbul ya da büyük şehir hayatından o kadar uzaklaştık ki anlatamam. En büyük farklardan biride sanırım giyim kuşamımızda oldu..Modayı takip etmeyi, giysi alışverişi yapmayı neredeyse bıraktık, ya da burada bunlara ihtiyacımız kalmadı artık..Mevsimine göre rahat ettiğimiz 5-10 parça giysi ile bütün bir yılı geçirir olduk..İşte bütün bir yılı yalın ayak, başı kabak misali mutlu mesut geçirip giderken, İstanbul'a gidecek olunca bir paniktir başlıyor anlatamam..Köyden indim şehre misali ilk günler sokakta insanları kesiyorum ne giymişler diye...

Internet bağlantımız olacak mı olmayacak mı bilmiyorum ama fırsatım olursa en kısa sürede İstanbul maceraları ile yine buralardayım..


While you are reading these lines, we would probably be on our way to İstanbul..We will stay 10 days and then come back here..In the 3 years we have spent here, we get used to the easy and comfortable ways of living in a rather small village, so it always needs some adjustment whenever we go back to İstanbul..

I dont know if we will have internet connection or not but if I have some kind of connection; I will definitely be around with our İstanbul adventures..Hope to see you soon...

Friday, October 4, 2013

Karpuz Vazo.../Watermelon Vase..

Akşam yemeği için aldığınız karpuz daha henüz olmamış çıkarsa, hiç dertlenip tasalanmaya gerek yok..Koşun bahçeye bir demet çiçek toplayın, sonrada karpuzun içini bir güzel oyup, çiçekleri yerleştirin..Damağınız olmasa da hiç olmazsa gözleriniz şenlensin...Biz bu akşam aynen böyle yaptık...
Herkese iyi haftasonları...

If the watermelon you bought for dinner is not ripe yet, there is nothing to worry..Go and pick a bunch of flower from the garden and put them in the watermelon..Maybe you didnt get to enjoy the taste but have the chance to appreciate its beauty..That's what we exactly did tonight..
Have a great weekend...





Thursday, October 3, 2013

Yağmurun getirdikleri.../ RAin

Salı günü Datça'yı sonbaharın ilk fırtınası ziyaret etti ve yine ilk şiddetli yağmuru yağdı..İstanbul'da yaşarken böyle değildi ama burada yağmuru, fırtınayı saati saatine takip etmeye çalışıyoruz..Çünkü şiddetli yağmur ve fırtına geliyorsa, balkonların toparlanıp kapanması, bahçedeki alet edavatın,mobilyaların, çiçeklerin bir kuytuya çekilmesi gerekiyor..

On Tuesday morning the first storm and the rain of this autumn hit our shores..We were not particularly careful about weather conditions while we were living in İstanbul but here as we have to arrange the house and the verandahs  against the weather conditions, we are following the weather charts..



Pazartesi gecesi de tüm bu hazırlıkları yapıp yattık ve yatakta yine nemli gözlerle küçük kedimiz Hestia'yı konuşuyoruz..(Daha önce olanları burada ve burada okuyabilirsiniz.)Onun yağmurdan ne kadar nefret ettiğini bildiğimiz için, eğer ölmediyse bu yağmur son şansımız, ne yapar ne eder eve gelir diye umutsuz da olsak, o küçücük umut kırıntısını canlı tutmaya çalışıyoruz..Sabaha karşı yağmur ilk damlalarını atmaya başladığında sevgili çıkıp çıkıp bahçeleri kontrol etti, gelen giden yok..Sonra çay demlemek için ben aşağıya indiğimde, bir baktım yarı baygın bir halde bahçenin bir köşesinde yatıyor..Tabii kaptığımız gibi gidip veterinerimizi yatağından kaldırdık..

Şimdi doğrusunu söylemek gerekirse,çocuğuna kötü davranan, ihmal eden anne babaları gördükçe, bu insanların anne baba olmasına izin vermemek lazım diye ahkam kesmişliğim çoktur..İşte aynı hesap bazı insanların kedi sahibi olmalarına da izin verilmemesi lazım..Doğruyu söylemek gerekirse, köpeğimiz Hera'nın aşı ve ilaç zamanlarını ajandamda günü gününe, hatta saati saatine takip ederim ama nedense aynı şeyi Hestia için yapmayı ihmal ettim..Sonuçta da bizim küçük kızımızda çok ciddi boyutta bağırsak parazitleri gelişmiş.. Tabii hemen tedavisine başlandı ve şimdi bol bol iğne yiyip duruyor..Bir kaç günde öylesine zayıflamış ki, toparlanması bayağı zaman alacak ama sanırım işin tehlikeli kısmını atlattık..Şimdilik tek sorun, hiç hali olmasa da, aklı sürekli dışarıda olan ve yarı zamanlı bir sokak kedisi olarak hayatını sürdürmeye alışmış bir kediyi sürekli evde tutabilmek..Nöbetleşe başını bekliyoruz işte, sonbaharın ilk yağmurunun bize geri getirdiği küçük kedimizin....

On Monday night after arranging the house against storm, we discussed about our cat Hestia.. ( You could read about her dissepearance here and here) We had a glimmer of hope...We thought that if she is alive she will use her last power to come to house as she hates rain...And God we were right, a miracle is happened and when the first drops of the rain started to fall, we found Hestia near our garden in a semi dead situation..

Of course we rushed her to the vet and he found and acute condition of parasites on her intestines..After having lots of shots now she is OK and we are hopeful that the worst part is over..Now she is resting at home but its very difficult to keep her at home as she is a part time wild cat and loves to spent time outside..So nowadays we are very busy with cat-sitting to this precious little thing which the first rain of the season brought us back..



Wednesday, October 2, 2013

Sahildeki Ev'in Avizesi.../ Chandelier

Sahildeki Ev'de her akşam yaz kış demeden mumlar fenerler mutlaka yanar...Ancak mum ışığında akşam yemeği yemek ne kadar romantik olursa olsun, her akşam her akşam tabağındakini pek bir seçememek çok keyifli olmuyordu..Sonunda ortamın ambiyansını bozmadan, masaya'da ışık verecek bir avize geçen yıl, ev ahalisinin çalışmaları ile hizmete sokuldu...Deniz kenarından bulunmuş kalıncana bir ağaç dalı pergoleye sabitlendikten sonra kancalar takıldı ve değişik boyda zincirler kullanılarak uzunlu kısalı fenerler asılıverdi..
Ve işte size Sahildeki Ev'in yemek odası...




We love to have candles and lanterns all year round around the house...Although its so romantic to have a candle light dinner, its not always fun not see what's on your plate..So last year we designed this beachy chandelier for our dining table in order to keep the ambiance as well as to see what we are eating..All you need is a piece of driftwood, couple hooks, chains in different lengths and couple traditional oil lamps..And here it is, a beachy chandelier at our dining table....