Friday, February 19, 2016

Badem çiçekleri eşliğinde bana Datça hakkında en çok sorulan sorular..



Datça'da yılın en güzel zamanlarından biri daha başladı.. Yarımadanın en önemli ürünlerinden biri olan badem ağaçları Şubat ayının ilk günlerinden beri usul usul açmaya başlamışlardı.. Bugünler de ise hepsi gelin gibi beyazlara büründüler ve kar yağmayan Datça'da bize kısım kısım kar yağmış gibi harika manzaralar göstermeye başladılar..  İşte bugün bu manzaralar eşliğinde bana Datça hakkında en çok sorulan iki soruya buradan cevap vermeye çalışacağım.. Belki insanların istedikleri cevaplar olmayacak ama cevap işte...


Beni bir süredir buradan yada diğer sosyal medya kanallarından izliyorsanız biliyorsunuzdur ki her yorumu mutlaka okusam da, her yoruma cevap yazamıyorum ama bana her sorulan soruya eğer gözümden kaçmamışsa mutlaka cevap veriyorum.. İşte en çok sorulan soru ise açık ara önde olan Datça'da nerede kalalım.. Tabii benden istenen güzel, temiz, denize yakın, konforlu, hesaplı vs vs olması.. Bu soru her halde deyim yerindeyse on yüz milyon kere soruldu bana ve hepsine de cevap vermeye çalıştım ama bünye bir yere kadar dayanıyor tabii.. Öncelikle ben Datça'da hiç otelde kalmadığım için, kendi deneyimlemediğim bir yeri, bir şeyi  tavsiye etmiyorum.. İlk zamanlarımda buraya gelecek kişilere yardımcı olmak için iyi diye duyduğum otelleri, pansiyonları yazmaya çalışıyordum, ama sonra bir kaç kişiden sanki ben turizm acentasıymış gibi şikayetler almaya başladım.. Ayşegül Hanım siz tavsiye ettiniz gittik ama şöyle şöyle oldu falan filan.. 


İşte bu nedenden dolayı artık nerede kalalım sorusuna cevap vermiyorum.. Bir de tabii işin başka boyutu var, bana verdiğiniz sipariş listesindeki temiz olmalı, güzel olmalı, konforlu olmalı, hesaplı olmalı maddeleri kişiden kişiye çok değişen bir şey.. Benim için çok güzel olan bir şey, sizin için olmayabilir yada bana hesaplı gelen bir şey size çok pahalı gelebilir... Benim için en büyük konfor kalabalıklardan uzakta olmak iken sizin için bambaşka bir şey olabilir...


 Eğer hiç bilmediğiniz bir yerde tatil yapmaya gelecekseniz oteller konusunda yapmanızı önerebileceğim tek bir şey var.. Booking.com sitesinden Datça otelleri kısmını inceleyin, yazılan yorumları otellere verilen puanları tek tek okuyun ve bütçenize uygun olan bir yeri seçin.. Biz yurt içi yurt dışı her tatilimizde otel kararımızı booking.com sitesini inceledikten sonra veriririz ve şimdiye kadar da bu konuda bizi üzen bir sonuç ile karşılaşmadık.. Bu arada belli bir yere karar verirsiniz ama konumu, lojistiği ile ilgili aklınıza takılan bir iki soru olabilir o zaman tabiki sorun bana.. Eğer biliyorsam mutlaka cevap veririm..


Bana ikinci en çok sorulan soru ise Datça'da yaşamak isteyenlerden geliyor.. Ama bu çok mevsimlik bir soru.. Kışın büyük şehirde yağmurlu, soğuk, gri günlerde trafiğe takılıp azap çekmeye başlayanlar alıyorlar ellerine klavyeyi ve başlıyorlar bana büyük şehir hayatından ne kadar sıkıldıklarını yazmaya.. Sonra da malum sorular.. Datça'da iş var mı? Datça'da konumu güzel, denize yakın, uygun fiyatlı satılık ve kiralık evler nerede ve kaça vs.. Dediğim gibi bu çok mevsimlik bir soru çünkü yaz ayları geldiğinde bu soruyu bana soran hiç kimseye rastlamıyorum.. Öncelikle Datça'da iş olanakları çok kısıtlı..Her yerde satabileceğiniz özel bir beceriniz yoksa neredeyse imkansız.. Hele şehirde beyaz yakalı işlerde çalışıyorsanız ve burada da aynı şeyi devam ettirmek istiyorsanız imkansız kere imkansız... 


Birde tabii pılınızı pırtınızı toplayıp bu taraflara gelmek istiyorsanız, bu konuda ciddiyseniz öncelikle gelin kış aylarında mutlaka görün buraları.. Yaz aylarındaki deniz, güneş, tatil lay lay lom üçlüsünden çok farklı olabilir kış ayları.. Gelmişken de bana uzaktan sorduğunuz kiralık ev, satılık ev ve iş durumlarını yerinde inceleyin.. İnceledikten sonra isterse kafanızda bin tane soru olsun hepsini sabırla cevaplarım söz.. Demem o ki, önce biraz siz çalışın sonra benden istediğiniz her yardımı dileyin.. Belki şimdi bana bu soruları soranlardan okuyan varsa kızıyordur, ne olur sanki cevap versen eline mi yapışır diye ama sırf Datça'ya taşınma hayali olanlardan aldığım mail sayısı son iki ayda nerede ise 70-80 civarı desem durumu anlarsınız belki.. Tabii bir de burada bahsetmediğim bir sürü başka başka sorular da var.. Ben bana sorduğunuz soruları cevaplamayı seviyorum ve çoğu kezde Sahildeki Evi okuyanlar, takip edenlerle bu sorular vasıtası ile birebir tanışma şansım oluyor.. Ama dediğim gibi armut piş ağzıma düş yapmayn lütfen..



Birde Datça yada başka bir sahil kasabasına yerleşmek isteyen ve benim bu konudaki deneyimlerimi merak edenler var ki, onlara hiç bir sözüm yok hatta kimilerinize buradan uzun bir yazı sözüm var biliyorum unutmadım.. Onlar benim en ciddiye aldığım kesim.. Çünkü ev yada kira fiyatlarından önce biz orada yapabilirmiyizin cevabını arayanlar.. Dediğim gibi en kısa sürede bu konudaki sorulara da buradan genel bir cevap yazmaya çalışıyorum..


Keyifle geçsin bu haftasonunuz ve gerçek bir görsel şölen için önümüzdeki yıllarda Şubat ayı ve Datça'da badem çiçeklerini ajandanıza almayı ihmal etmeyin..

Sunday, February 14, 2016

Bakım yapmalı..


İş hayatında olduğum yıllarda, cumartesileri genellikle dışarıdaki işlerimi halleder, pazar günleride bir zorunluluk yoksa evden hiç çıkmadan dinlenir, keyif yapar, geç kahvaltılar eder, kitap okur film seyreder ve en önemlisi haftalık bakımımı yapardım..

Bu arada size bir sır vereyim mi?? İnsanın yaşı ilerledikçe gençken yaptığı bazı şeyleri unutuyormuş.. Mesela ara sıra kozmetik ve makyaj malzemeleri hakkında yazan bloglara bakıyorum ve kullandıkları malzeme sayısına çeşitliliğine inanamıyorum.. Tabii onlarda çeşitli şeyler deneyip yazmak zorundalar ama yine de beni şaşırtıyor işte.. Sonra 20li 30 li yıllardaki kendi halimi hatırlıyorum.. Sevgili arkadaşım Ela ile adeta birer kozmetik kraliçesiydik.. Bütün yeni çıkan bakım ve kozmetik ürünlerinin lansmanında mutlaka davetliler arasında olurduk.. Ne zaman yurt dışına gitsek bavul dolusu yeni malzeme ile dönerdik.. Çekmeceler dolusu makyaj malzemem, dolaplar dolusu kremler tonikler falan vardı..

Şimdiye dönersek.. Her gün makyaj yapmayı bırakalı çok oldu.. Kullandığım makyaj malzemelerinin  sayısı bir elin parmakları kadara düştü.. Aynı şey bakım ürünleri içinde geçerli.. Bir kaç yıldır zaten şampuan ve duş jeli kullanımını tamamen bıraktım.. Yerine organik sabunlar kullanıyorum.. Vücut kremi, yüz kremi, saç kremi gibi şeyleri ise bir süredir organik yağlarla değiştirmeye çalışıyorum.. Herkesin hayat tarzına ne kadar uyar bu ürünler bilmiyorum ama benim gibi 6-7 ay cıp cıp denize girebilenler için kullanımı oldukça kolay.. Daha da güzeli bu ürünlerin hepsi Türk yapımı ve doğal..


Önce beni çok sevindiren Luxy Bio ürünleri.. Sevindirme nedenine gelince yüzde çabuk emilen yağlıymış gibi durmayan bir yağ bulamamıştım. Luxy Bio'nun yüz yağı şu ana kadar istediğime çok yaklaşan bir ürün oldu.. Gül ve Lavantalı olarak olarak üretmişler.. Ben tabii en sevdiğim koku olan Lavantalı olanları seçtim.. Yüz yağı, sabunu ve tonik olarak kullanılabilecek Lavanta suyu var.. Buradan ürünleri inceleyebilirsiniz.. 



Bunlar ise yıllardır organik sabunlarını kullandığım Olive Farm'ın bu yaz çıkardığı bakım yağları.. Kayısı yağlı vücut için olanını yazın çok rahat kullandım.. Denize gir çık sür rahat oldu.. Kış aylarında da banyodan sonra kullanıyorum.. Yüz için olanı denize girip çıktığım zamanlar beni çok fazla rahatsız etmese de emiciliği oldukça az bir ürün.. Yüzümü çok yağlı bıraktığı için açıkcası çok sevip kullanamadım.. Birde her iki üründe biraz fazla zeytinyağı kokuyor.. Olive Farm Datça'da üretilen bir marka, zeytinyağları ise bir harika ama yine de biraz daha az koksa daha iyi olur sanki... Ürünlere buradan ulaşabilirsiniz.. 


Meg Naturals sabunlarını ve yağlarını ise Bandırma'da genç bir bey üretiyor.. Sabunları çok güzel. Favori ürünüm ise yüz bakımı için çok yararlı olan at kestanesi yağı.. Ara sıra maske gibi sürüp kullansam de en çok günlük yüz kremimin içine 4-5 damla katarak kullanıyorum.. 4-5 damlayı günlük değil, krem kutusunun içine kattım.. Doğal böcek kovucusu yaz akşamlarında balkonda otururken sivrisineklere karşı adeta bir can simiti.. Kantoron yağı ise mini bir ilk yardım çantası.. Yanıklar, ezikler, berelenmeler için birebir.. Birde burada fotoğraflamadığım bir diş macunu var ki, kimyasallarla dolu market ürünlerinin yanında bir harika.. Ürünlere buradan ulaşabilirsiniz 


Saç için kullandığım yağ ise İstanbul'daki ünlü Rebul eczanesinin bir ürünü.. Son dönemde açılan Rebul butiklerde satılmıyor bu ürün sadece Rebul eczanesinde bulabilirsiniz.. Sahibi Mehmet Müderrisoğlu zaten süper bir eczacı.. Buradan biraz zor ulaştığımız için son İstanbul'a gittiğimizde bir diğer harika ürünü Katranlı şampuandan biraz stok yapmak için Bağdat Caddesindeki eczaneye gittiğimizde kendisi oradaydı ve bu ürünü tavsiye etti.. Ve şu ana kadar bana tavsiye ettiği her üründen çok memnun kaldım.. Kendi üretimi katranlı şampuan saç dökülmelerine çok iyi geliyor.. Saçlarımda ne zaman normalden biraz fazla dökülme hissetsem sabunu bırakıp, bir süre katranlı şampuan kullanıyorum, kısa sürede her şey normale dönüyor.. Bu bakım yağını ise şimdilerde 15 günde bir yıkamadan önce saçıma sürüp yarım saat bekletip öyle banyoya giriyorum.. Saçların çok kuruduğu, yıprandığı yaz aylarında ise bu süre haftada bire düşüyor.. Rebul Eczanesine buradan ulaşabilirsiniz..

Bu Sahildeki Ev'in standart yayınlarından farklı bir yayın oldu ama bunları sizlerle paylaşmak istedim, tabii birde her zaman olduğu gibi sizlerin kullandığı başka doğal ürünler varsa benimle paylaşmanızı rica edeceğim.. Bu kategoride ki farklı ürünleri cidden merak ediyorum..

Sevgiler ve iyi pazarlar Sahildeki Ev'den..

Friday, February 5, 2016

Kiralık kuş evimiz var...

Sağınızda solunuzda kiralık ev arayan kuşlar varsa kendilerine Sahildeki Ev'i önerebilirsiniz :)) Uygun fiyata cici bir kuş ailesine verecek yepyeni kuş evlerimiz var.. Biri yatak odası, diğeri yemek odası...

Şaka bir yana, çok uzun zamandır kuş evleri alıp özellikle yazın balkona bahçeye almak istiyordum, ama Sevgili hep durdurmuştu beni.. Malum kedimiz Hestia sıkı bir kuş avcısı.. Ne yapar ne eder avlar onları demişti.. Ama artık Hestia yaşlandığı için mi nedir bilmiyorum, çok fazla av peşinde değil.. Ares'i ise zaman gösterecek..  Bahar ve yaz ayları içinde onların ulaşmasının zor olacağı bir yer kestirdim gözüme..


O vakte kadar da evleri balkonda kullanmaya karar verdim ve gaz lambalarını astığım kütüğe astım.. Çok hoş ve sevimli oldular bence...Böylelikle evlerin kendileri ev dekorasyonunun bir parçası oldular.. Özellikle balkonu olanlar bence sizde mutlaka deneyin derim...


Bu kuş evlerinden piyasada pek çok yerde bulabilirsiniz, hatta ham ahşap halini alıp kendinizde boyayabilirsiniz.. Ben hem renklerini hemde biçimlerini çok beğendiğim için bu kombin kuş evlerini Euroflora'dan aldım.. İstanbul'da değilseniz Euroflora'nın satış sitesi Herdekora 'ya hem bu kuş evleri hemde başka aksesuarlar için mutlaka bir göz atın derim..



I always loved small bird houses.. They are very cute, fun and if you are lucky you might become the landlord of a sweet little family.. Although I am planning to use them outside for their real purpose for spring and summer months, now I hang them to our verandah which we are closing during winter months.. I really like the outcome...






Wednesday, January 27, 2016

Mobilya Boyama - Polisan X1

Bu sıralar yine evde ufak tefek mobilyalar boyamaya başladım.. Daha önceki mobilya boyama deneyimlerimi burada yazmıştım.. Bu kez uzun süredir kullananlardan çok iyi yorumlar duyduğum Polisan X1 boyasını denemek istedim.. Boyanacak yüzeyde zımpara istememesi, astar boya yerine geçmesi biz acemi sınıfında mobilya boyayanlar için süper özelliklerdi..


Bu boyayı ayrıca balkonu parke yaptırdığımızda, marangozumuz Ali Usta'da tavsiye etmişti.. Ham ahşaplara iki kat bu boyadan sürmüştü.. Yerde gördüğünüz rabıtaları neredeyse iki yıldır kullanıyoruz, üzerinde ayakkabı ile geziyoruz ve dayanıklılığı gerçekten çok iyi..


 Buralarda benim eski şeyler sevdiğimi, onları onarıp, boyayarak kullandığımı bilenler bana zaman zaman buldukları şeyleri getirirler.. Bu oymalı sehpa da tadilat yaptığı bir ev sahibi tarafından al ister kullan, ister de birine ver diye bizim Emrah Usta'ya verilmiş.. Abla sen seversin böyle şeyleri diye getirip bana vermişti kış başı..


İşte Polisan X1 i ilk bu sehpada denedim ve daha ilk fırça darbelerini vurmanın ardından da pişman olmaya başladım.. Ham ahşapta çok iyi sonuç vermesine rağmen, üzerinde çok kalın parlak bir cila olan bu sehpada ilk kat neredeyse bol su karıştırılmış bir boya sürmüşüm gibi geldi.. Neredeyse hiç kapatmadı ki daha önce deneyenlerden iki katta çok iyi sonuç aldıklarını okumuştum.. Oymalı yerleri boyaması zaten çok sorunluydu, aslında sprey kullanılması gerekirken ( sprey boya değil, aman sakın) fırça darbeleri ile araları doldurmakta çok zorlandım ama bu boya ile ilgili bir sorun değil tabii..


Sonuçta bol boya kullanarak iki katta oymalı yerleri bir şekilde hallettim ama parlak cilalı düz yüzeyler ne yapsam da olmadı olmadı.. Fotoğraflarda net göremiyor olabilirsiniz ama neredeyse 4 kat boya sürmeme rağmen hem tam kapanmadı, hemde fırça izleri kaldı.. Dediğim gibi bu sorun belkide sehpanın üzerinde eski tip koyu, ağır ve çok parlak bir cila olmasından kaynaklanıyor olabilir.. Bu konuda bu boyayı daha önce kullanmış olanların deneyimlerini duymayı çok isterim.. Sonuçta şunu diyebilirim ki, X1 ile boyamayı planladığınız mobilyanın üzerinde çok kalın ve parlak bir cila varsa biraz zımparalamanız gerekiyor.. Eğer boyamadan önce çok az bir zımpara ile o cilanın düzgün ve kayganlığını alabilseydim eminim her şey çok daha rahat ve çok daha güzel olacaktı..


Güzel tarafına gelince X1 su bazlı bir boya, yani evde amatörce bu işleri yapıyorsanız, tinerdi şuydu buydu sizi uğraştırmayan bir boya.. İşiniz bitince fırçanızı, elinizin bulaşan yerlerini musluğun altında hemen temizleyiveriyorsunuz.. Ayrıca evde çocuklar ya da evcil hayvanlar varsa sentetik boyaların o çok rahatsız edici kokusu da yok.. Ama su bazlı boyaların sentetiklere göre bir kötülüğü vardır, çok dayanıklı değillerdir.. Su bazlı mobilya boyanızın çarpmalarda çizilmelerde dayanıklılığı çok azdır.. Sentetik boyalar çok daha dayanıklı ve yoğun bir yüzey oluşturur.. İşte daha çok yeni boyadım ama X1 sanki sentetik boyaların dayanıklılığına sahip.. Çok kolaycana çizilip zarar göerecek gibi gelmiyor dokununca.. 

Ben tabii tüm mobilyalarım da yaptığım gibi bu sehpaya da biraz eskitme yapacağım.. Eskitme yapılmış mobilyaları hem çok seviyorum, hemde hatalarımı neredeyse hiç göstermiyor.. Ama önce boya hakkında bir fikir verebilmek için eskitme yapılmamış hali ile fotoğrafladım burada, Yoksa alt taraflara sürülmüş mum kuzu kuzu zımparalanmayı bekliyor...

Daha önce farklı yerlerde bir kaç kere yazdım.. Uzun süredir kullandığınız mobilyalardan sıkılmış olabilirsiniz.. Değiştirmeye kalksanız tonla para, boyatayım derseniz neredeyse yenisini almaya yakın bir para isterler.. Ustalara sorarsınız bu boyanır mı diye, %90 ı hayır boyanmaz der. Ama inanın boyanır hemde çok ucuza boyanır.. Bende daha yolun başındayım deneye deneye, sora sora öğreniyorum ve öğrendiklerimi de sizle paylaşmaya çalışıyorum.. Çok para verdim olmaz diye artık iyice sıkıldığınız mobilyalarınızın esiri olmayın sakın.. Önce küçük bir parça, ya da görünmez altta kalan bir bölümü bir deneyin bakın.. Sonuçlara çok şaşırabilirsiniz...


I tried a different paint brand while painting this old wood coffee table, and shared my experiences in this post..



Monday, January 25, 2016

Canlı masa yanı biblosu...

Dünkü Pazar kahvaltımızdan kareler.. Beni bir süredir takip ediyorsanız Sevgili sabahları kahvaltı etmediği için genellikle solo ve hızlı kahvaltılar yaptığımı bilirsiniz.. Ama bazen onun da canı istiyor ki, dün gitti üşenmeden alışveriş yaptı.. Soğuğa aldırmadan balkona güzel bir sofra kurduk, tabii elektrikli sobamız yanıyordu...

Bu işe en çok sevinen ise Hera oldu.. 


Hera her yemek soframızın değişmez nöbetçisi, küçük dilencisidir.. Şimdilerde küçük Ares'te onu taklit ettiği için bir değil iki dilencimiz oldu.. Hera yine iyi, sadece o güzel gözleri ile  bakar durur bir şeyler koparana kadar kendini acındırır ama küçük Ares ondan farklı olarak acıklı acıklı miyavlamaya başladı son günlerde... Dışarıdan bakan biri ikisini de açlıktan öldürüyoruz zanneder..


En komiği de sabah akşam ton balığı seanslarımız.. Hera'nın arka bacağında atroz denilen bir çeşit kireçlenme var.. Dolayısıyla kireçlenmeyi azaltmak için tahminen ömrünün sonuna kadar sabah akşam ilaç almak zorunda.. O ilacı da daha ilk günden kendi kendine almayı reddetti.. Çare olarak bende bir parça ton balığına bulayıp vermeyi buldum.. Tabii ton balığının ne olduğunu keşfeden Ares'de artık bu ilaç içme seanslarımızın en büyük katılımcısı oldu.. Hera çok ilgilenmese de sabah akşam itina ile mutfağa gelip, miyavlayarak ton balığı saatinin geldiğini hatırlatan hep o.. Bazen dışarıda oluyor.. Tamam diyorum bu sefer atlayacak ton balığını ama altıncı his dedikleri bu olsa gerek, daha ben hazırlamayı bitirmeden fırtına gibi giriyor içeri kapıdan..



Dün bir kaç kare fotoğraf çekince sizlerle paylaşmak istedim bizde genellikle ender kurulan  kahvaltı sofralarından birini... Keyifle, huzurla, sağlıkla geçsin bu haftamız.. 





Saturday, January 23, 2016

Haftasonu hali...

Son iki yıldır Datça'da kışlar sanki artık daha soğuk ve daha uzun geçmeye başladı sanki... Bugün de öyle.. Baksanız dışarıda şıkır şıkır bir güneş var ama soğuk insanın nefesini kesiyor, ellerini yüzünü donduruyor.. Bizim tüylü çocuklarda tam takım evde.. Sabah bir ara aceleyle çıkıp tuvalet işlerini hallettiler şimdi sobanın etrafına sıralandılar.. Minik Ares'te bu yıl ilk kışını geçiriyor.. Diğer dört kardeşinin hiç biri yaşamadı ne yazık ki.. En son çok tatlı bir kız kardeşi vardı ona da biz bakıyorduk ama onu da bir ay kadar önce köpekler öldürdü.. 


Bizimkilerin keyfi dört dörtlük ama kış ayları her yerde sokak hayvanları için çok zor geçiyor.. Datça gibi ılıman bir iklime sahip yerlerde bile çok telef oluyorlar.. Geçen kış yine böyle havaların aniden çok soğuduğu bir gecenin sabahında, çöp tenekelerinin yanında donup kalmış kediler görmüştük.. Bir yere sığınmak yerine, çok aç oldukları için daha açık ve rüzgar alan bir yerde olan çöp tenekelerine yemek aramak için gelmişler ve orada donup kalmışlardı.. İnanılmaz üzülmüştüm.. Bu yıl o olayın etkisiyle özellikle soğuk havalarda gündüz saatlerinde elimden geldiğince bir şeyler vermeye çalışıyorum ama hepsini doyurmak öylesine zor ki..  Aman ne olur sizde özellikle soğuk günlerde biraz yemek bırakmayı ihmal etmeyin onlara..




For the last two years, winters here at Datca are much longer and colder.. It is one of those days today.. So we are enjoying home time with our fury kids.. Our little one Ares enjoying his first winter under warm blankets but the stray ones trying to live outside are not as lucky as him.. His 4 other siblings couldn live to see these days.. Please dont forget to put some water and food for them especially on cold days.. 

Tuesday, January 19, 2016

Pancarlı tarifler ve kış çorbası..

Bu Cumartesi günü pazara gittiğimizde bir demet pancar aldım... Geçenlerde yabancı bir dergide tarifini gördüğüm pancar çorbasını yapmak istiyordum.. İnstagram hesabımda da bundan bahsedip, başka pancarlı tarifler sorunca bir sürü cevap geldi.. İnstagram malum, çok güzel bilgiler bulabiliyorsunuz ama bir süre sonra hepsi kaybolup gidiyor.. Dolayısıyla oldukça az kullandığım bu faydalı sebzenin farklı tarifleri için bir yazı hazırlamak şart oldu.. Ama önce bu kıpkırmızı bol baharatlı ve daha çok İsveç'te yapılan çorbanın tarifi.. 


Orjinal tarif için gerekli malzemeler şöyle: 1 soğan,1 havuç,2 çorba kaşığı zeytinyağ, 2 adet yıldız anason,1/2 çay kaşığı allspice baharat ( tarçın,karanfil ve nutmeg karışımı), 1/2 çay kaşığı juniper berry (?) 1/2 çay kaşığı ince rendelenmiş nutmeg, 1/2 çay kaşığı zencefil, 5 cm büyüklüğünde soyulmuş ve rendelenmiş taze zencefil, 450 gr pişmiş ve doğranmış pancar, 800 ml sebze suyu, 1-2 çorba kaşığı cider sirkesi, istenirse 1-2 çorba kaşığı votka yada cin, tuz, karabiber ve istenirse servis sırasında üzerine koymak için 4 çorba kaşığı ekşi krema ve dere otu..

Tabii malzemelerde bilmediğim ve elimde olmayanlar olunca ben evdeki malzemelerle yaptım çorbayı.. Kullandığım malzemeler şöyle..

1 soğan
1 havuç
zeytinyağ
1/2 çorba kaşığı tarçınlı hint baharatı
1/2 çay kaşığı toz zencefil
5cm kadar taze zencefil
4 büyük boy pancar
tuz karabiber

Hepsini haşladıktan sonra el blendrı ile çorba haline getirdim ve üzerine rendelenmiş taze kaşar ile servis ettim.. Tadı bildiğimiz klasik Türk mutfağı çorbalarından çok farklı ve oldukça lezzetli oldu.. Ancak ben çok baharatlı yemekler sevmediğim için bana baharatları biraz fazla 
geldi, ama buna karşın baharatlı yemekler seven eşim çok sevdi.. Galiba baharat ve zencefil yoğunluğunu herkes biraz kendi ağız tadına göre ayarlamalı.. Yalnız soğuk kış günleri için baharatları ile çok ısıtıcı ve besleyici bir çorba oldu..


Pancar ile yapılan ve bana instagram üzerinden yazılan diğer tarifleri de kısaca şöyle toplamaya çalıştım.. Turşusu ve çiğ yada pişmiş rendelenerek muhtelif malzemeli salatalara katılan tarifler çoğunluktaydı.. Benimde patates salatasına kattığım tarifi burada bulabilirsiniz..

  • Pancarın yapraklarından da aynı ıspanak gibi yemek pişirebilir ya da biraz kavurup üzerine yumurta kırarak yiyebilirsiniz..
  • Yine biraz haşlayıp, rendeleyip ya da ufak küp küp doğrayıp üzerine sarımsaklı yoğurt dökerek yiyebilirsiniz..
  • Küçük küçük doğrayıp tereyağında kavurduktan sonra sıcakken üzerine kaşar rendeleyip yiyebilirsiniz
  • Tuz, karabiber ve zeytinyağı ile çeşnilendirip çiğken fırınlayabilirsinz
  • Makarna, buğday haşlarken hatta yoğurt mayalarken içine ekleyip çok güzel pembe renkli sunumlar yapabilirsiniz.. Aynı şekilde makarna yaptığınız hamura da ekleyebilirsiniz..
  • Buharda pişirip kahvaltıda zeytinyağ, limon ve dereotu ile yiyebilirsiniz..
  • Kökleri iyice yıkayıp folyoya sarıp fırınlayarak özellikle et yemeklerinin yanına çok güzel garnitür yapabilirsiniz..
  • 2 adet rendelenmiş çiğ pancar, 1 yumurta, 3 çorba kaşığı un, 1 adet taze soğan, tuz ve karabiber ile pancar mücveri yapabilirsiniz
  • Hafif haşladıktan sonra dilimleyip üzerine zeytinyağ ve sarımsak dilimleri koyup fırınlayabilirsiniz..
  • Ve son olarak pasta gibi bir tarif: Pancar, patates, havuç, yumurta, lavaş ekmeği füme somon ya da tavuk göğsü gerekli malzemeler.. Pancarı, patates-havuç-yumurta dan ayrı olarak haşladıktan sonra bir lavaş üzerine ince bir kat mayonez sürüp sonra üzerine rendelenmiş pancar ve tuz konuluyor sonraki tabaka için bir lavaş daha koyduktan sonra aynı işlem haşlanmış havuç ile tekrarlanıyor.. Sırasıyla tüm malzemeler aynı şekilde yerleştirildikten sonra en üste kaşar rendeleyip bir gece buzdolabında bekletiliyor ve ertesi gün pasta gibi dilim dilim servis yapılabiliyor.. 
Hadi bakalım birinden birini denerseniz şimdiden afiyet olsun...